(1883-1933), Türk şairi ve yazarı. Bağdat'ta doğan, küçük yaşta annesini yitirip, babası Kaymakam Alûsizade Arif Bey'le İstanbul'a gelerek (1885) Galatasaray Lisesi'ni bitiren (1907)
Ahmet Haşim, Reji îdaresi'nde çalışmaya başlayıp, İzmir Sultanisi'nde Fransızca öğretmenliğine atanınca (1909) hukuk öğrenimini yarım bıraktı. 1911'de Maliye Bakanlığında çevirmenliğe başlayıp,
Birinci Dünya Savaşı'nda yedeksubay olarak çarpıştıktan sonra Düyunu Umumiye îdaresi'nde görev aldı. İaşe müfettişliği, Osmanlı Bankası'nda memurluk, Güzel Sanatlar Akademisi'nde estetik öğretmenliği, Mülkiye Mekte-bi'nde Fransızca öğretmenliği yapıp, böbreklerinden hastalanarak Frankfurt'a gittiyse (1932) de, iyileşeme-yerek ertesi yıl İstanbul'a döndü ve birkaç ay sonra Öldü. lise yıllarında Fransız simgecilerinin görüşlerini benimseyen ve
Fecr-i Ati topluluğuna katılarak (1909) şiirlerinin büyük bölümünü
Servet-i Fünun dergisinde yayınlayan
Ahmet Haşim, izlenimciliğin ve simgeciliğin etkisinde, imgeye ve sese dayalı "katışıksız şiir" anlayışıyla, anlamdan çok kapalılığı yeğleyen özgün bir şiir geliştirmiş, şiirlerini Göl Saatleri (1921) ve Piyale (1926) adlı kitaplarında, fıkra, söyleşi ve gezi notlarını
Bize Göre (1928), Gurabahanei Laklakan (1928) ve Frankfurt Seyahatnamesi (1933) adlı kitaplarında toplamıştır.
Sembolizmin, Türk edebiyatındaki en büyük temsilcisidir. Kimi
şiirlerinde
empresyonizmin ( izlenimcilik ) izlerine de rastanır. Bağdat doğumlu ve Arap kökenli olan sanatçı, küçük yaşta annesini yitirmiştir. Bunun sonucu onu yalnızlığa, karamsarlığa, umutsuzluğa itmiştir. Bu umutsuz durumunun tüm yansımaları şiirlerinde görülebilir. Şiir anlayışını "saf şiir" olarak tanımlamıştır. Bu anlayışa göre şiir "müzik" le söz arasında oluşturulmuş ancak, müziğe daha yakındır. Anlaşılmak üzere değil, duyulmak üzere üzere yazılır.
Şiirde açık anlatımdan kaçınır. Evrenin nesnel, somut görüntüsünden hoşlanmaz. Şiirinin dekorunda "akşam saatleri" ve "yarı karanlık ortamları" vardır. Sararan yapraklar, kızıl gün batımları, loş karanlıklar... Duygu ve düşüncelerini sembollerle anlatan sanatçı hayale önem vermiş, kendine soyut, idealize edilmiş bir dünya kurmuştur. Nesneleri değil de, nesnelerin kendinde bıraktığı izlenimleri anlatması, onu izlenimciliğe götürmüştür. Tüm şiirlerini aruzla yazmış, heceyi hiç kullanmamıştır. Dili, Arapça-Farsça sözcük ve tamlamalarla doludur. Şiirlerinde toplumsal konulara girmemiştir.
Düzyazı türlerinde kullandığı dil, şiirlerinden daha sadedir.
EserleriGül Saatleri, Piyaie (şiir)
Frankfurt Seyahatnamesi ( gezi)
Bize Göre, Gurabâhâne-i Laklahan