İnanma hakkı: İnanma hakkı derin ruhi bir ihtiyacın ifadesi ve vicdanımızın hakkıdır. Buna “vicdan özgürlüğü” de denir. Vicdan özgürlüğü, mutlaka din özgürlüğü denek değildir. İnanç hakkı kanun ile sınırlanamaz, zorla değiştirilemez. Kanun iç âleme hükmedemez. İç alemin yasası ferdin bilgisi ve duygularıdır. Ferdin vicdanında mevcut olan inanç, hiçbir şekilde ve hiçbir kuvvet tarafından baskı altına alınamaz zannedilir. Ancak, insanların içlerindeki inancın bozularak yok edilmesi ile inanca müdahale söz konusu olabilmektedir. Devletin ibadethaneleri kontrol altına alması, görevlilerini kendisinin yetiştirmesi, tayin etmesi, dini konuların sınırlandırılması dolaylı bir müdahale olarak değerlendirilebilir. Devlet elinin ve gözünün girdiği mabedde inanç yozlaşır ve çökebilir.
2. İbadet ve dua hakkı: Ferdin beğendiği herhangi dini bir inancı serbestçe benimsemeye hakkı olduğu gibi, dince kabul edilmiş usuller üzere, serbestçe ibadet ve dua etmeye de hakkı vardır. Din duygusu ve Allah bilinci en mükemmel ifadesini “ibadet”te bulur. İbadet bir takım hareketler, okumalar ve yalvarmalardır. İbadet serbestliği din özgürlüğünün gereğidir ve mukaddes bir haktır. Buna el uzatmak ve ibadet serbestliğini hırpalamak, din hürriyetine tecavüz etmektir. İbadet ve dua da bir kanun konusu değildir ve olamaz. Kanun koyucu mabed içine hükmedemez. Ancak din özgürlüğünün kanun ile sınırlandırılmasının mümkün olan yönü ibadetten başlar. Devlet ve kanun hiç şüphe yok ki, toplum menfaat ve emniyetinin bekçisi ve koruyucusudur. Devlet bunları tehdit eden fiil ve hareketleri yasaklar. Hangi fiil ve hareketlerin tehdit oluşturduğuna, başkalarını ilgilendirip ilgilendirmediğine bakmak gerekir.
Ferdî fiillerimiz başkalarını ilgilendirmez. Bunların sonuçları sadece şahsımızı ilgilendirir. Demokratik ve laik devlet bir dinin ibadet ve dualarına, bunların uygulama biçimlerine, usullerine ve diline karışamaz. Dinlerin ibadet ve ayinleri devletin kontrol yetkisi içine girmez.
İbadet ve ayinlerin kamu güvenliğini bozacak bir şekil almaması ve ülkede yerleşik ahlâk, genel ahlâk kurallarına aykırı olmaması gerekir. Aksi halde devlet harekete geçer. Sınırlandırma kanunla yapılabilir. Resmî ideolojinin isteklerine göre sınırlandırma ve yasaklama, hatta kanunsuz keyfi yasaklar din özgürlüğünü kökünden koparıp atmak demektir.
Devletin herhangi bir dinde reform yapmaya kalkışması haksız bir müdahaledir. Dinin usul ve kurallarına karışmak devletin ne hakkı, ne de görevidir.
3- Talim ve eğitim, yayın ve telkin hakkı: İnsanların mensup oldukları dinin inanç ve kurallarını başkalarına öğretmek, okutmak, yaymak ve telkin etmek hakkı din özgürlüğünün gereğidir. Din, tıpkı bilimde ve sanatta olduğu gibi, okumak ve okutmakla devam eder ve yayılır. Toplumda bu hakkın kullanılmasına imkân vermemek veya talim ve eğitim faaliyetini baskı altına almak din hürriyetini ortadan kaldırmak ve dinin özüne saldırıdır. Her yaşta insanın koruyucu sağlık bilgilerine ihtiyacı olduğu gibi, bilinmesi dinen zorunlu olan ilk ve ezber bilgiler, dinî terbiye de eğitimle mümkündür. Dinî eğitim hakkını keyfi kararlar ile kısmak veya baskı altına almak, hukukun yüksek prensiplerine aykırıdır.
4- Dinin emirlerini yerine getirme hakkı: Dinin emirlerini yerine getirme, yasa ve yasaklarına itaat edip bağlanma hakkı din özgürlüğünün sonuçlarındandır. Din hayat için hareket ve eylem kurallarını kapsayan ve dindara belirli bir hayat yolu gösteren ilahi bir kanundur. Dindar için, dinin emirlerine uymak mukaddes bir görevdir. Bu görevi serbestçe yerine getirmeye ve hiçbir engelle karşılaşmamaya kişinin hakkı vardır. Devlet dindar ferde bu hakkı tanıyıp temin etmeye mecburdur.
Kişinin din özgürlüğü sınırını, önce başkalarının aynı değer ve özellikteki hak ve özgürlüğünde, ikinci olarak da toplumun emniyet ve düzeninde bulur. Bu sınırı aşmadıkça yani başkalarının özgürlüğünü engellemedikçe ve ülkenin huzur ve sükûnunu bozmadıkça, din özgürlüğüne ve bundan doğan haklara, keyfi ve siyasî gerekçelerle sınırlar konulamaz