Din, aşkın bir varlığa dayalı fikirler ve değerler toplamıdır. Din özgürlüğünün, vicdan özgürlüğü terimiyle karşılanmak istenmesi yanlış bir tutumdur. Vicdan özgürlüğü kavramının kapsamı daha geniştir. Vicdan özgürlüğü içinde, din dışı fikirlere inanma özgürlüğü de bulunur. Dinî inancın dayandığı temel ile felsefî inancın dayandığı temel birbirinden farklıdır.
Din özgürlüğü, herhangi bir dine inanan kişi veya grupların, o dinin emirlerini hiçbir engelle karşılaşmadan yerine getirilebilme halidir. Dinde herhangi bir eylemi telkin eden kaynak Mutlak Varlık’tır. Çok defa bu telkin mutlak emir olarak kendini gösterir. Mutlak Varlık’ın emrinin yerine getirilmesi, inanan insan için mecburidir.
Bir insanın, yapmak istediği bir şeyi yapamamasıyla, kendisini rahatsız eden unsurların başında sorumluluk duygusu gelir. İnsanın mutlak bir varlık karşısında duyduğu sorumluluk duygusu en kuvvetlisidir. İnsan için din özgürlüğünün önemi buradan gelmektedir.
Din özgürlüğü, vazife duygusu ile de ilgilidir. Diğer özgürlüklerden ayrıldığı yanı da burasıdır. Dini eylem bir vazifenin yerine getirilmesidir. İnanan kişi, dinî emrin zorunlu olduğuna inandığı için, onu yerine getirirken karşılaşacağı her engel, onda büyük bir ıstırap kaynağı olur. Çünkü ebedî bir hayatta o hareketin hesabını vereceğine inanmaktadır.
Her eylemin temelinde seçme olduğuna göre, kişiye seçmeyi telkin eden kaynağın niteliğine, kişinin bu kaynağa bağlılık derecesine göre özgürlük önem kazanır. Bağlılık derecesini ölçmek de mümkün olmadığından kişinin kendi beyanı esas alınmalıdır.
Aşkın ve mutlak bir varlığa dayalı ve ebedî hayatta ilgili olduğu için, din özgürlüğü insanın en mukaddes hakkıdır. İnsanın bu hakkının korunması devletin başlıca görevidir.
Din özgürlüğünün sınırı dışarıdan belirlenemez. Walter Hamel’in belirttiği gibi, “inanç özgürlüğünün sınarları önce bizzat ilgili inanç tarafından belirlenir. Her inancın kendi sınarları vardır.”
Bir toplumda manevî özgürlüklerin sağlanması ve korunmasında demokrasinin gereği hoşgörüdür. Hoşgörünün bulunmadığı yerde taassup bulunur. Din özgürlüğünün en başta gelen düşmanı taassuptur. Taassup bir inanca, bir fikre körü körüne bağlanma halidir. Taassup, bir kimsenin kendi inancından ve kendince doğru kabul ettiği görüş ve düşünceden başka inanç, görüş ve düşüncelere ve bunarı taşıyanlara karşı düşmanlık beslemesi ve onları susturmaya kalkışmasıdır. Taassup yalnız dinde değil, bütün fikir alanlarında söz konusu olabilir ve saldırganlık özelliği taşıyabilir. Taassup, dini olabildiği gibi, siyasi ve felsefî de olabilir. Taassubun temelinde cehalet vardır. Taassubun hakim olduğu bir toplumda, manevi özgürlüklerin sağlanması zordur.
Hoşgörü, başka inanç ve kanaatlere saygılı olmak, farklı ifadelerden rahatsız olmamak halidir. Hoşgörü sınırsız bir şey değildir. Hoşgörüyü yok edecek hoş görmezliğe karşı hoşgörülü olunmaz.
İnsanların birbirlerine karşı hoşgörüsüz davranmasının altında yatan nedenler olarak; cehalet, önyargılar, doğru tekelciliği, hukuki-sosyal-siyasal-ekonomik eşitsizlikler ile uluslar arası sistemin yapısı ve uluslar arası topluluğun isteksizliği (çifte standart) sayılabilir.