Demokratik olmayan rejimlerde düşünce, kurulu düzene ya da resmî ideolojilere karşı yönetilmiş en tehlikeli “silah” kabul edilmiş, yasalarla, yasaklarla sınırları çizilmiştir. Bu durumlarda “yasaya bağlı düşünce özgürlüğü” söz konusu olmaktadır.
Demokratik devletlerde düşüncenin açıklanması, düşüncede çoğulculuğu giderecek alanda yasak, düşüncede çoğulculuğa dokunmayan alanda özgürdür. Baskıcı ( ideolojik) devletlerde düşüncenin açıklanması, düşüncede tekliği giderecek alanda yasak, düşüncedeki, tekliğe dokunmayan alanda özgürdür.
Bir düşüncenin propagandasının yasaklanması pratikte düşüncenin yasaklanması anlamına gelir.
Düşünceyi yasaklama girişimlerinin arkasında özgürlüğün ferdiyetçi anlayışına karşı akımlar vardır. Örnek olarak, Monstesquieu’nun “özgürlük kanunların izin verdiği bir şeyi yapma hakkıdır” formülü verilebilir.
Şiddet öğesine göre düşüncenin açıklanmasının yasaklanması konusunda temel iki model söz konusudur.
1- Açıklanan bazı düşüncelerin içinde / yapısında şiddet unsuru vardır. Bu düşüncelerin açıklanması demokratik devletin hukuksal düzenini yıkmaya yönelik olduğundan “tehlikeli ve zararlı”dır. Bu düşüncelerin açıklanması / örgütlenmesi yasaklanmalıdır. (Manzini)
2- Günümüzde Kara Avrupası ülkelerinde benimsenen en son “model” düzenlemeye göre, açıklanan düşüncede değil, bu düşünceyi gerçekleştirecek “araç” ta şiddetin bulunması koşulu ile yasaklama getirilmektedir. Salt düşüncenin açıklanması ile suç işlenmez. Düşüncenin açıklanması, ayrıca cezalandırılabilir bir eyleme dönüştüğünde yasaklanabilir.
Anayasa 25.maddesi ile, kafamızın içinde kalan düşünceleri mutlak olarak korumuştur. Anayasa Mahkemesi, 13. madde ile ilgili olarak bir davada “Kanun koyucu 13.maddedeki sınırlama nedenleriyle yetinmek zorunda değildir. Bunların dışında kalan nedenlere dayanarak bazı kayıtlar da koyabilir. Bu bir takdir sorunudur”(1984) şeklinde karar vermiştir.
Anayasa, düşünceyi açıklama özgürlüğünün sınırlandırılmasının genel nedenlerini 13.maddesinde, özel nedenleri de 26.maddesinde belirlemiştir.
Anayasa hükümleri yanında, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanunu (1.madde), Terörle Mücadele Kanunu (8.madde) birlikte değerlendirildiğinde birinci modelin benimsendiği görülür.
Hâlbuki demokratik toplumda, birey düşündüğü gibi konuşmalı, yazmalı; konuştuğu, yazdığı gibi düşünmelidir. Bunlar örtüşmezse iki yüzlülük söz konusu olur.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine (10.madde 2.fıkra) göre ise;
1- Millî Güvenlik,
2- Toprak Bütünlüğü,
3- Kamu Güvenliği,
4- Demokratik Düzenin Korunması
5- Sağlık ve ahlâk vb. nedenleriyle eylem sınırlandırılabilir.