Okullarda süren öğretmen merkezli geleneksel eğitim büyük ölçüde bilginin değişmez, mutlak bütünlük içinde olduğunu kabul etmektedir. Bu nedenle öğretim sırasında öyle bir tasarım yapılmalıdır ki, öğrenciye bu bilgiler tam olarak aktarılabilsin, öğrenci de kendine sunulmuş bilgiyi olduğu gibi alabilsin. Burada öğretmen “bilgiyi aktaran”, öğrenci ise “bilgiyi alan” konumundadır. Bu durum öğrencileri ezbere yöneltmekte, eleştirel düşünen ve karşılaştığı problemleri çözebilen bireyler yetiştirmede başarılı olamamaktadır. Oysa bilgi, hiçbir zaman tam olarak üretilmiş ve son şeklini almış bir bütün değildir. Dahası herkesin kendi gerçeği farklılaşmaktadır. Herhangi bir konuda insanların tümünün aynı biçimde düşünmesi beklenemez. Bilginin tekrarı değil, bilginin transferi ve yeniden yapılandırılması söz konusudur.
Yeni öğrenme anlayışının en önemli özelliği, öğrenenin bilgiyi yapılandırmasına, oluşturmasına, yorumlamasına ve geliştirmesine fırsat vermesidir. Alışılmış yöntemde öğretmen bilgiyi verebilir ya da öğrenenler bilgiyi kitaplardan, başka kaynaklardan edinebilir. Ama bilgiyi algılamak, bilgiyi yapılandırmakla eşanlamlı değildir. Öğrenen, yeni bir bilgiyle karşılaştığında, dünyayı tanımlama ve açıklama için önceden oluşturduğu kurallarını kullanır veya algıladığı bilgiyi açıklamak için yeni kurallar oluşturur. Tüm çaba, öğrenilenlerin kalıcılığının sağlanması ve üst düzey bilişsel becerilerin kazanılmasına katkı getirmektir. Öğrenenler, etkin öğrenme süreci içinde, okul ve öğretmenden olduğu kadar diğer öğrenenlerden de etkilenir. Bu açıdan, öğrenme çıktıları yalnızca öğretmenin sunumuna bağlı değildir. Öğrenme; zihinsel bir süreç olup, öğrenmenin gerçekleşmesi ve yeni bilgilerle önceki bilgiler arasında bağlantının kurulmasıyla gerçekleşir.
Bireyin etkin rol aldığı okuma ve dinleme etkinlikleri dışında; tartışma, fikirleri savunma, hipotez kurma, sorgulama ve fikirler paylaşma gibi öğrenme sürecine etkin katılım yoluyla da öğrenme gerçekleştirir. Öğrenme sürecinde bireylerin etkileşimi önemlidir. Öğrenenler, bilgiyi olduğu gibi kabul etmezler, bilgiyi yaratır ya da tekrar keşfederler. Eğitimin iki hedefi vardır; öğrenenlerin öğrenmeyi öğrenmeleri ve bilginin onlar için anlamlı kılınması. Eğitimin yeni hedefi; bilgiyi nasıl ve nerede kullanacağını bilen, kendi öğrenme yöntemlerini tanıyıp etkili bir biçimde kullanan ve yeni bilgiler üretmede önceki bilgilerinden yararlanan bir insana ulaşmaktır. Eğitimde “Bireylere ne öğretilmeli?” sorusu yerine “nasıl öğrenir?” sorusu almıştır. Amaç, öğrenenlerin önceden belli bir hiyerarşiye göre belirlenmiş hedeflere ulaşmalarına yardımcı olmak değil; öğrenenlerin bilgiyi zihinsel olarak anlamlandırmaları için öğrenme fırsatları sağlamaktır.
Öğrenenlerin sahip olduğu bilgi birikimi farklılık gösterdiğinden, iki birey aynı kavrama farklı anlamlar yükleyebilir. Bu nedenle hedefler kesin olarak belirlenemez. Öğrenenlerin ulaşmaları beklenen genel hedefler vardır. Dünyadaki hızlı değişime ayak uydurabilecek, yeni durumlara farklı çözümler üretebilen, yenilik getirebilen bireylerin yetişmesi için problem çözme ve bilgiyi yeni durumlarda kullanma yeteneklerinin gelişmesi gerekir. Bunun gerçekleşmesi için;
1. Öğrenenlere, kendileriyle ilişkilendirebilecekleri gerçek sorunlar yaratmak;
2. Öğrenmeyi genel kavramlar üzerine kurmak: öz ve gerçeklik arayışı;
3. Öğrenenlerin bakış açılarını ortaya çıkarmak ve onlara değer vermek;