Uzun yıllar bilgi nesnel, evrensel doğrular içeren ve herkesin benzer şekilde bilmesi gereken bir yapı olarak kabul edilmiştir. Nesnelci görüş, değişik geçmiş deneyimlere sahip bireylerin, belirli bir deneyim sonucunda birbirlerinden farklı anlayışlar geliştirebileceklerini kabul etmekle birlikte, bunun istenilecek bir şey olmadığını; çünkü bu durumun eksik, yanlı ya da hatalı anlayışlara neden olabileceğini ileri sürer. Oysa ulaşılması gereken, herkesin dünyayla ilgili aynı nesnel, tam ve doğru bir anlayışı kazanmasıdır. Ancak dünyadaki hızlı değişim, bilgi yapısına ilişkin yeni görüşler bu kabulün değişimine zemin hazırlamıştır. Bu bağlamda bilginin kişiden bağımsız oluştuğu fikri de yeni yaklaşımlar ışığında sorgulanır olmuştur.
Yeni bakış açısına göre bilgi, kişinin dışında (nesnel) değildir; aksine onun kendi deneyimleri, gözlemleri, yorumları ve mantıksal düşünmeleriyle oluşur ve özneldir. Doğrunun yerine “kabul edilebilirlik, uygulanabilirlik, ortak bilgi ve yaşanabilirlik” gibi kavramlar kullanılmaktadır. Bilgi, bir anlamda “bilgiye kaynaklık eden yapı hakkında herhangi bir kişinin o anki yorumudur.” denebilir. Bu durumda bir diğer kişi, başka bir yorum getirebilir. Bireyin çeşitli deneyimler yaşadığı gerçek bir dünya vardır; fakat bu dünyaya anlam veren bireydir. Anlam bireyden bağımsız olarak dış dünyada var olan bir şey değildir. Bilgi sadece içinde bulunulan duruma göre nitelik kazanabilir. Her konuya ilişkin birçok bakış açısı ve anlam söz konusudur. Kişinin bir şeyi bilmesi, anlaması ya da yorumlaması o şeye ilişkin yaşadığı deneyime bağlıdır.
Bilgi, bir bireyin dış dünyadaki olayları algılama, işleme, değerlendirme, muhakeme etme sonucunda zihninde ürettiği anlam olarak kabul edilir. Bu tanıma bağlı olarak bireyin bilgi sahibi olabilmesi, onun gözlem, deneyim veya etkinlikleri sonucunda çevresine ait veriler toplaması ve o verilere kendi zihninde bir anlam yüklemesi süreciyle gerçekleşir. Bilginin birey tarafından yapılandırılması nedeniyle yapılar kişiye özgüdür. Bu bağlamda bilgiye ilişkin şu kabuller ifade edilebilir.
1. Bilgi çevreden pasif bir biçimde alınmaz, algılanan birey tarafından etkin olarak yapılandırılır.
2. Bilgi bireysel ve toplumsal olarak oluşturulur.
3. Bilgiye ulaşmak bireyin yaşamını düzenleyen bir uyum sürecidir. Bilen kişi, zihni dışında var olan bağımsız bir dünyayı keşfetmez.
Bilginin özellikleriyle ilgili temel varsayımlar şöyle sıralanmaktadır:
1. Bilgi insanların kendileri tarafından yapılandırılır. Bilgi keşfedilmesi gereken yasalar, gerçekler veya kavramlar değildir; bilenden bağımsız olarak var olamaz. Bu nedenle bireyler kendi kişisel deneyimlerine anlam verme sürecinde kendi bilgilerini kendileri oluşturur.
2. Bilgi kesin değildir, değişken bir yapıya sahiptir. Bilgi varsayımlara dayanır, yani görecelidir. Bu nedenle de bilgide yanılabilme olasılığı vardır; dolayısıyla bilgi durağan bir yapıya sahip olamaz.
3. Bilgi bir birikim sonucu oluşur. Bilgi, insanların belli nesneler ve olaylar hakkındaki anlayışlarını açığa vurmaları veya onları başkalarıyla paylaşmaları sonucu gelişir. Çünkü insanlar, bildiklerini diğerleriyle paylaşarak onlardan geribildirim alırlar.
Birey, önceki deneyimlerine bakarak karşılaştığı durumlara olası çözümler düşünür ve bunlardan doğru olanlar daha sonra kullanılmak üzere saklanır. Olası çözümlere yol gösteren önbilgiler, kavramlar, modeller ve alışkanlıklar yeni oluşacak yapıları etkiler. Yapıların bireye özgü olmasının temelinde yatan gerçek budur. Farklı özgeçmişlere sahip bireyler farklı yapılar üretebilir.
Önbilgiler ve yaşantıların yanı sıra yapılandırma sürecini etkileyen bir diğer önemli etken, sürecin içinde yer aldığı sosyo-kültürel yapıdır. Bilgi, sosyo-kültürel bir bağlamda, öğrenenlerin yaşantılarından önceden bildikleri çerçevesinde anlamlar çıkarmalarıyla yapılandırılır.