• Eğitim sisteminde var olan aşırı merkeziyetçi yapı yerine, yerinden yönetimin ilkelerine dayalı bir yerelleşmenin sağlanamaması;
• Eğitimde kaynak sorununun artarak devam etmesi, buna karşın, sadece konsolide bütçe imkanları ile Devletin eğitim hizmetini, 15 milyonluk öğrenci kitlesine götürmeye çalışması; özel sektöre, Devletin yükünü azaltan kurumlar gözüyle bakılmaması;
• Eğitimin hedef kitlesinin sadece belirli yaş sınırları içindeki çocuklar ve gençler olarak algılanması, yetişkinlere yönelik gerçekleştirilen hizmet içi eğitim ve hayat boyu eğitim çalışmalarının yetersiz ve etkisiz kalması;
• Ortaöğretimden sonra, üniversite önündeki yığılmaların önlenememesi ve ülkenin duyduğu ihtiyaçların karşılanması için gerekli olan etkili bir yöneltme sisteminin kurulamaması;
• Okulöncesi, ilköğretim ve ortaöğretimdeki eğitim sürecinin Millî Eğitim Bakanlığı tarafından, üniversitelerin ise YÖK kanalıyla sevk ve idare edilmesi, bu iki kurum arasında, dayanışma ve geri bildirim niteliğindeki ilişkilerin kurulamaması; bir devrim kanunu olan ve eğitimde birliği sağlayan Tevhid-i Tedrisat Kanununa aykırı olan bu halin bir türlü düzeltilememesi;
• Eğitim sisteminin, yaşanan küreselleşme süreci karşısında, ulusal değerlerin yanında evrensel değerleri kazandırmadaki işlevinin yetersiz kalması, (Böyle olmakla beraber, eğitim sistemi, Devletin kendi varlığını korumak amacıyla belirlediği politik sistemi devam ettirmek için gerekli olan temel değerleri kazandırma hususunu asla ihmal etmemelidir. Ki bu her devletin en doğal hakkıdır); • Millî Eğitim Bakanlığı teşkilatında, eğitim yöneticilerinin atama ve yer değiştirme işlemlerinin hâlâ objektif kriterlere bağlanmaması; bu durumun başarı yerine, tavassutun esas alındığı bir süreci doğurması ve nitelik sorununun sürekli gündemi meşgul etmesi