
İstanbul'daki Bizans yapılarının en önemlisi
Ayasofya Müzesi'dir. Dünyanın sekizinci harikası olarak nitelendirilen Ayasofya, aslında aynı yerde inşa edildiği bilinen üçüncü yapıdır. Bin yıl boyunca Ortodoksluğun merkezi olarak kabul edilmiştir. İstanbul'un fethinden sonra Fatih kentin büyük kilisesi olduğu için Ayasofya'yı camiye çevirmiştir. Yunanca "kutsal bilgelik" anlamına gelen Ayasofya, Ortodoks geleneğine göre Tanrı'nın üç sıfatından biridir. Dünya mimarlık tarihinde bir dönüm noktası olarak kabul edilen yapının inşasında kullanılan malzemelerden planına kadar bir çok yönden devrim niteliği taşır

Yukarıdaki fotoğrafta Ayasofya Camisini iç taraftan görmektesiniz.
Ayasofya Camisi Türkler döneminde birçok tamir görmüştür. Mihrap çevresi, Türk çini sanatı ve Türk yazı sanatının en mükemmel örneklerini barındırır. Bunlardan kubbedeki ünlü Türk Hattatı Kazasker Mustafa İzzet Efendi'nin Kuran'dan alıntılanan bir suresi ile 7.50 m. çapındaki dairesel levhalar en ilgi çekici ve farklı olanıdır. Bu daire biçimindeki tahta levhalarda, Allah, Hz. Peygamber, Ömer, Osman, Ali, Ebu Bekir, Hasan ve Hüseyin'in isimleri vardır. Mihrabın diğer duvarlarında da Osmanlı padişahlarının camiye hediye ettiği levhalar bulunmaktadır.
Sultan II. Selim, Sultan III. Mehmet, Sultan III. Murat ve şehzadelerin türbeleri, Sultan I. Mahmut'un şadırvanı, sıbyan mektebi, imareti, kütüphanesi, Sultan Abdülmecit'in hünkar mahfeli, muvakkithanesi,
Ayasofya'daki Türk çağı örnekleri arasında bulunup türbeler, iç donanımı, çinileri ve mimarisiyle klasik Osmanlı türbe geleneğinin en mükemmel örneklerini sunmuştur bizlere.
Ayasofya Camii 1935 yılında Mustafa Kemal'in isteği üzerine müze haline getirilerek günümüzdeki halini almıştır.