Çekirdek enerjisi, nükÂleer reaksiyonla (çekirdek reaksiyonları ile) salıverilen enerji. Nükleer reaksiyonÂlar (Bkz: Nükleer Reaktör) Radyoaktiflik, Fizyon (bkz.) yani çekirÂdek bölünmesi, Füzyon (bkz.) yani çekirÂdek birleÅŸmesi biçiminde sıralanabilirler. Nükleer enerjiye bazen atom enerjisi de denir. Ne var ki gerek Nükleer Reaktörler (bkz.)'de gerekse nükleer silahlarda salıveÂrilen büyük enerji salt çekirdek reaksiyonÂlarından kaynaklanır. Buna atomun elekÂtron düzeninin hiçbir katkısı olmaz. ElekÂtronların iÅŸe karıştığı reaksiyonlar ise yan malar ya da patlayıcı maddelerin patlamaÂsı gibi yine enerji verici reaksiyonlardır ki burada salıverilen enerji bir çeÅŸit atom ya da molekül enerjisi olarak nitelenebilir. Bu nedenle nükleer enerji karşılığı olarak atom enerjisi deyimini kullanmak temelÂde yanlıştır. Nükleer enerji, protonlar ile nötronları, çok küçük bir hacim içinöe bir arada tutan özel bir kuvvetten kaynaklaÂnır. Bıı çekirdek için özel*çekim kuvveti atomların elektron düzenlerinin dış kabuk Orbital (bkz.) ve elektronlarının iÅŸe karışÂtığı kimyasal baÄŸ kuvvetinden milyon kez daha büyüktür. {Bkz. Nükleer Fizik). HaÂfif çekirdeklerde nötron sayısı aÅŸağı yukarı proton sayışma eÅŸitir. Büyük çekirdeklerde ise nötron oram büyür. EÄŸer nötron sayıÂnın proton sayısına oranı 1,5/1 gibi ise bu çekirdek saÄŸlamdır (dengelidir). Çekirdek içi nötron ve protonların ikisine birden nükleon denir. Protonların birbirini İtici elektrostatik kuvveti yenerek bu nükleon-lan birbirine^baÄŸlayan enerji baÄŸlama enerÂjisi adını alır. BaÄŸlama sırasında nükleon-larm toplam kütlesi: a m kadar azalır ve iÅŸÂte baÄŸlama enerjisi bu azalma karşılığınÂda Einstein (bkz: AynÅŸtayn) denklemine göre salıveÂrilen enerji olur: B.E.= Amc2 (buradaki c elektromanyetik sabit'tir). c çok büyük (300 milyon metre/saniye) olduÄŸu için de küçük bir kütle eksilmesi karşılığında bile büyük miktarda enerji salıverilir. BaÄŸlama enerjisi, çekirdek içi nükleonlarmı birbiÂrinden ayırmak için harcanması gerekli iÅŸe eÅŸit ve her zaman pozitiftir. Yani çekirdekÂler birbirinden ayrı olan nükleonlara (proÂtonlar ve nötronlar) oranla daha dengeli ve daha saÄŸlamdır. En saÄŸlam çekirdekler kütleleri orta deÄŸerler taşıyan çekirdeklerÂdir. Çekirdeklerin kütleleri bu orta deÄŸerÂlerden küçüldükçe ya da büyüdükçe saÄŸÂlamlıkları da azalır. Ortalamadan çok ağır olan çekirdekler içerdikleri nötron/proton oranını düzeltmek için radyoaktif ışınlar yayarlar (bkz. Radyoaktiflik). Ağır eleÂmentlerin çekirdeklerindeki baÄŸlama enerÂjisinin azalmakta oluÅŸu, çekirdeÄŸin pozitif yükü arttıkça (nötronların sayısı protonlarÂdan fazla bile olsa) çekirdeÄŸin saÄŸlamlıÂğının da azaldığını gösterir. BaÄŸlama enerÂjisinin nükleon sayısına bölümü, bir nükÂleon başına baÄŸlama enerjisini verir. Bu belli bir limitten daha aÅŸağı olursa böyle çekirdekler radyoaktif olmaları yanında, kendilerine hızı uygun bir nötron çarpınÂca bölünebilirler; bu nükleer fizyon reakÂsiyonudur. Hafif elementlerin de nükleon başına baÄŸlama enerjilerinin düşük olması nedeni ile bunlar daha büyük çekirdekler oluÅŸturmak üzere birleÅŸtikleri zaman yine dışarı enerji salıverilir, örnek olarak iki Döteryum (bkz.) çekirdeÄŸi enerji vererek birleÅŸir, helyum çekirdeÄŸi oluÅŸur. Bu ise nükleer füzyon reaksiyonudur.
İlk deneysel ve yapay nükleer reaksiÂyonu 1919 yılında Rutherford (bkz.) gerçekÂleÅŸtirdi. Bilgin, azot çekirdeklerini alfa partikülleri (helyum çekirdekleri) ile bombarÂdıman ederek hidrojen ve oksijen çekirdekÂlerinin oluÅŸumuna neden oldu (alfa parti-küllerini ise radyumdan saÄŸlamıştı):
Ne var ki, çekirdekler pozitif yüklü oldukÂlarından birbirlerini iterler ve bunları bir çekirdek reaksiyonu verecek kadar yaklaÅŸÂtırmak, dolayısıyla bir çekirdek reaksiyoÂnu baÅŸlatmak çok zordur. 1932 yılında nötronun keÅŸfi bu güçlüğü yenebilmeyi saÄŸlayan bir imkân yaratmıştır. Yüksüz ve Subatomik Partiküller (bkz.) ölçüsüne göre de ağır olan nötron yavaÅŸ hareket bile etse yine bir nükleer reaksiyon baÅŸlaÂtacak kadar enerji taşır ve çekirdek itmeÂsi ile karşılaÅŸmadığı için yaklaÅŸtığı çekirdeÂÄŸe çarpar. 1939 yılına kadar birçok çekirÂdek reaksiyonu üzerinde çalışıldı. Fakat, bunların hiçbirisi bir enerji kaynağı olma özelliÄŸi göstermedi. Gerçi çekirdek reaksiÂyonları dışarıya enerji veriyordu, ama, bu salıverilen enerjiden daha çoÄŸu bir reakÂsiyonu baÅŸlatacak partiküllerin üretimine harcanıyordu. Ayrıca, üretilen etkin partiÂküllerin pek azı istenen biçimde reaksiyon veriyordu; reaksiyonda ortaya çıkan baÅŸka etkin partiküllerin de aynı reaksiyonu sürÂdürme ihtimali pek azdı. Bu bir kutu kibÂritle ıslak odunlardan oluÅŸmuÅŸ koca bir yığını tutuÅŸturmaya benziyordu. Bu durumÂdan çıkış yolu 1939 yılında açıldı. Bu yıl ilk kez yavaÅŸ nötronlarla bombardıman edilen ağır uranyum çekirdeklerinin sergiÂlediÄŸi reaksiyon yorumlandı (reaksiyonu deneysel olarak ilk kez 1934 yılında Fermi gözlemiÅŸtir). Bu reaksiyonun bir nükleer fizyon örneÄŸi olduÄŸu anlaşıldı. Yeteri kaÂdar enerji taşıyan yavaÅŸ nötronlar uranyum-235 (IF35) çekirdeklerinin küçük bir bölümünü ikiye bölebiliyorlardı. Bu bölünÂme her zaman aynı biçimde olmuyordu; deÄŸiÅŸik bölünme ürünleri ortaya çıkıyordu. Fakat, her bölünme (fizyon) ile birlikte iki ya da üç nötron ve büyük miktarda enerji salıveriliyordu. Nötron salıverilmesinin neÂdeni ise bölünme ürünleri olan iki daha hafif çekirdekteki nötron/proton oranının ana çekirdektekinden daha küçük olması dır. Bu nötronlar, büyük ölçüde nükleer enerji üretimi için, bir anahtar ödevi yapÂtılar. Çünkü bunlar bir zincirleme reaksiÂyon oluÅŸturarak tüm uranyum kütlesinin fizyonunu saÄŸlayabileceklerdi. Bu nötronlaÂrın bazıları yitirilse bile geride baÅŸka fizyonlar doÄŸurmaya yetecek kadar nötron kalıyordu. Her fizyon ise birkaç nötron daha veriyordu, bunun sonu büyük bir enerji patlamasına varıyordu. 1942 yılında Chicago'da doÄŸal uranyum "nükleer yakıÂtı" ile ve nötron yavaÅŸlatıcı olarak grafit kullanarak ilk denetimli çekirdek fizyonu gerçekleÅŸtirildi. Nötron yakalayan çubukÂlar, reaksiyon verecek nötronları belli bir sayının altında tutarak reaksiyonun deneÂtim altında sürdürülmesini saÄŸladı. Nükleer enerjiden bir savaÅŸ silahı olarak yararlanÂma düşüncesi II. Dünya Savaşı sonlarına doÄŸru hemen uygulamaya konuldu. ABD' nin Japonya'ya attığı iki Atom Bombası (bkz.) bu savaşı kısa sürede sona erdirÂdi. Daha sonra çok daha güçlü nükleer siÂlahlar yapıldı. Dünyada kullanılan enerjiÂnin gittikçe artan bir bölümü fizyon olayıÂna dayanan Nükleer Reaktör (bkz.)'lerden elde edilmeye baÅŸlandı. Bununla birlikte fizyona uygun "nükleer yakıt" miktarının doÄŸada ÅŸaşılacak kadar az olduÄŸunun farÂkına varıldı. Ayrıca, fizyon ürünü olan çeÂkirdeklerin Yan-Ömrü (bkz.) uzun olan radyoaktiflik göstermeleri de, bu artıkların nereye atılacağı gibi çok önemli bir sorun ortaya çıkarmıştı. Günümüzde bu artıklar içi paslanmaz çelik astarlı beton bloklarda depolanarak uzaklaÅŸtırılmakta; bu artıklaÂrın çözünmeyen bir çeÅŸit cam biçimine soÂkulması imkânı araÅŸtırılmaktadır. Bunları uzaya fırlatmak, Yerin jeolojik yönden saÄŸÂlam bölümlerine gömmek, ya da kimyasal deÄŸiÅŸmelerle daha kolay denetlenebilir maddelere dönüştürmek, geleceÄŸin nükleer artık maddelerden kurtulma çareleri arasında saÂyılabilir. Bütün bunlara karşın nükleer füzyon, enerji ve elektrik üretimi yönünden, çok daha uzun vadeli bir çözüm olarak durmaktadır. Ne var ki ÅŸimdilik denetimli nükleer füzyon, araÅŸtırma aÅŸamasından öteye geçemeÂmiÅŸtir.
İlgili Diğer Konular:
Enerji
Güneş enerjisi
Enerji
Güneş enerjisi
Kinetik enerji
Enerji Dönüşümleri
Enerji Düzeyi
Enerji Bütçesi
Enerji Kaynakları
Potansiyel Enerji
İç Enerji
Jeotermal Enerji
Enerji Kullanımı